www.delidalgalar.com
  Dışarda Deli Dalgalar...
Login
Kullanıcı Adı: Şifre:  

  Haber Arsivi  Haber Kategorileri
Cezaevleri ile ilgili Haberler
Menü
Siteden
Kim Çevrimiçi
Bütün Üyeler: 539
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 0
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 7


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.

Link İstatistik
Toplam Link: 41
Toplam Kategori: 10
Toplam Ziyaret: 2656

Yeni Eklenen
Siteler

 1: Sendika.Org
[Hit: 47]

 2: Özgür Haber
[Hit: 85]

 3: Kültürel Çoğulcu..
[Hit: 177]

 4: KaraHaber
[Hit: 116]

 5: Kronik Muhalif
[Hit: 142]

 6: TURNUSOL
[Hit: 81]

 7: Aktüel Bakış
[Hit: 75]

 8: Özgür Medya
[Hit: 126]

 9: ÖZGÜR RADYO
[Hit: 90]

 10: araratpost
[Hit: 106]


En Çok Ziyaret
Edilen Siteler

 1: Kültürel Çoğulcu..
[Hit: 177]

 2: Sömürgen.com
[Hit: 171]

 3: GÜNLÜK
[Hit: 170]

 4: Kronik Muhalif
[Hit: 142]

 5: YASANACAKDUNYA
[Hit: 141]

 6: Özgür Medya
[Hit: 126]

 7: KoalaKültür
[Hit: 121]

 8: KaraHaber
[Hit: 116]

 9: araratpost
[Hit: 106]

 10: ÖZGÜR RADYO
[Hit: 90]

Kayıp defter  
Yazar burcu Tarih: Montag, 21. Juni 2010

Medyadan Secmeler

Aslı Erdoğan

Sana bir cezaevi arkadaşımı anlatayım. Adı Cabbar Evin. Adını yazabilir miyim? Tabii. Bitlisliydi ya da Siirtli. Kendi halinde bir adamdı, nasıl demeli, saf biri... bir çoban yeni gelmişti İstanbula, 1995’te.


Koyu ışıltılı bir pazar günü. Yeşil metal kubbeli tren istasyonunun önündeki kahveye oturmuş, bekliyorum. Gidememekle kalamamak arasında... İki devasa saat, üzerlerine kumruların konduğu yeşil kanatlı canavarlar var girişte. Kaba saba yontulmuş, sararmış melekler sımsıkı, taştan bir kucaklamada, bomboş ağızlarıyla gülümsüyor. Yağmur başladı başlayacak. Alçalan bulutların arasından sızan ışık huzmeleri, sedef rengi bir tülle örtüyor Pazar gününü. Dağların arasına sıkışmış ufacık kenti, bir ufkundan ötekine tarıyorum, bilinmeyenin ya da tanıdık olanın peşinde... Göçmenliğimin ilk yıllarını geçirdiğim bu
Orta Avrupa kentinde, ikisini de bulamıyor ya da artık tanımıyorum.
Bitlisli ya da Siirtli bir çoban, daha yeni gelmiş İstanbula, seyyar köftecilik yapıyordu.
95 newrozunda, ya da 94, tutuklandığında meydanda köfte satıyormuş. Herkes kaçmış, tek o kalmış. Siyasetten falan anlamazdı. Hâlâ içeride mi? Tabi, müebbet yedi.
Yaklaşık yirmi yıl sonra döndüğüm kent anısız, insansız, cansız. Belleğin tıpası yerinde oynamıyor. İkiye katlanmış saman kâğıtları, incecik şiir kitapları, şu ya da bu otelin tükenmez kalemleriyle çevrelenmiş, gürültülü bir istasyonda bekliyorum. Gözlerim kendi geçmişime dikili, bir ayna gibi üzerine eğildiğim kâğıtların boşluğuna...
Bozkırdaki cezaevinde, sonradan yanmış koridorlarını, koğuşlarını televizyonda izlediğim cezaevinde onu da tanıdım mı? Ölü listesindeki bütün adlar tanıdıktı, ama soyadlarını bilmiyordum. Hayır, orada değilmiş. Şimdi kırkına gelmiş olmalı, beş çocuğu var.
Dağlarına doğru yürüyüp gittiğim bu kentte, geceler boyu sokaklarını dolandığım, karanlığıda  ardıma alıp yabani yabani seyrettiğim bu yabancı diyarda, sanki baştan başlamıştım. Yeni doğmuş bir tay nasıl öğrenirse ayağa kalkmayı, öyle öğrenmiştim yürüyüp gitmeyi, sağ kalıp yoluma devam etmeyi... Yepyeni yollar, duraklar, sonlar... Yazmak, geceler boyu yazmaktı  bu topraklar benim için. Bir yanımla ölmek, gene de yoluma devam etmekti.
Yazdıklarımı ilk o okurdu. Sonra öğrendim ki, o da cezaevinde başlamış yazmaya. Bir defteri varmış. Neyi anlatmıştı?
Dağları anlatmıştı en çok, çocukluğunu, gökyüzünü. Masalları annesini, çocuklarını... İstanbul’u, denizi. İnsanın içine işleyen çok yalın bir sesi vardı. Hayır, cezaevlerini hiç anlatmamıştı.
İçine kapanık, kolayca öfkelenmeyen bir adam olmalı Cabbar Evin. İnsanın içine işleyen bir sessizliği olmalı. Geceler boyu yazmış olmalı. Kurşun kalemle, ağır ağır, sonradan öğrendiği bir dilde. Uyku tutmayan cezaevi gecelerinde, yüreğine kan yürüdüğünde anlatmış olmalı. Artık bir anıya dönüşmüş dağları, yürüyüp gittiği ırmak boyları, rüzgârı... Köklerle ölüleri tanıyan toprağı. Bir aynaya bakar gibi baktığı boşluğunu derin, suskun gökyüzünün. Kan rengi, kül rengi gündoğumlarını ilmik ilmik kurmuş olmalı öyküsünü yalnızlığın, kurşunkalemle, ağır ağır, damıtarak acıları... Yürekten çıkıp gelen ve sahipsiz bir yüreğe seslenen o ezgiyi işitmiş, tamamlamış olmalı. Yitirilmiş, yitirilmemiş her şeyden doğan, günışığının, yıldızların, uzakların, yakınların, bir ömür boyu süren vedaların, darağaçlarının
ve ağıtların, taşlarla rüzgârın, suya vuran, toprağa akan, gözlere dolan yağmurun ezgisi. Söylense de söylenemeyen, işitilmeyen, yitip giden ezgisi hayatın...
Sence ne oldu o kurşunkalem yazılmış deftere? Bilmem. Kayıp. Bir cezaevi operasyonunda yanmıştır belki.

 

kaynak: www.radikal.com.tr

Kayıp defter

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.



Son 5 haber

Haber Arşivi
Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Seçenekler

Yazdırılabilir sayfa  Yazdırılabilir sayfa

Bu haberi arkadaşına gönder  Bu haberi arkadaşına gönder

Haber Puanlama
Ortalama puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

İlgili bağlantılar

En çok okunan haber: Medyadan Secmeler:

Haberlerimizi RSS kullanarak yayınlayabilirsiniz.

Yorumlar yazarların sorumluluğu altındadır,
geri kalan her şey © 2009 - 2010 by www.delidalgalar.com


Bu sayfa 1.2455 saniyede, 46 veritabanı sorgusuyla üretilmiştir