Ana Sayfa Kullanıcı Hesabınız Haberler Forum} Resim Galerisi Dosyalar Web Bağlantıları Ziyaretçi Defteri Ara İletişim Bu siteyi bir arkadaşına öner

Kitap Kampanyası

Menü

Hesabınız

Deli Dalgalar

Online Yardım

LiveZilla Live Help

Kim Çevrimiçi

Bütün Üyeler: 847
Bugün üye olanlar: 363
Dün üye olanlar: 2
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 18


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.

BİZ KİMİZ

“Dışarıda Deli Dalgalar”;
ülkemiz hapishanelerinde bulunan siyasi tutuklularla dayanışmak amacıyla oluşturulmuş bir vatandaş inisiyatifidir


Şimdiye değin yüzlerce insana değmiş olsak da, kendimize “40 kişiyiz” diyoruz. Çünkü biz 40 kişiyle bu işin yapılabileceğine inanıyoruz. Ve başladığımızda 40 kişiydik. “Sıradan” olan, dikkat çekmeksizin hayatın içinde yer alan ve hayatı üretendi. Büyük, iddialı laflarla değil, hayranlık uyandırıcı bir enerji ve emekle, tüm iddiasını “üretebiliyor” olmasından alandı. Felsefesini adı olmayan, yüzü olmayan, ama varlığına güven duyulan bir kolektivizmden alandı. 40 kişi cezaevlerine yüzünü dönme işine aday olandı, 400 olmayı hedeflemeden, sadece bu işi yapmayı ve yapabiliyor olmayı hedefleyendi. Ve bu “sıradan” bir işti. Sıra dışı, stratejik, kutsal ya da “büyük görev” değildi. Manevi ve vicdani olarak bize iyi gelendi. Kimse “el uzatılacak” olan değildi. Olsa olsa biz kendimize el uzatmış olabilirdik. Aynalara rahat bakabilmek, birbirimizin gözlerine rahat bakabilmek için, yapılmaması elde olmayandı. Dağın başından bir kartopu yuvarlamak hem eğlenceliydi, hem de ne kadar büyüyeceği belli olmazdı. Bize iyi gelen, vicdanımıza, yüreğimize iyi gelen, kesinlikle doğru olandı. Alkışlanıp alkışlanmaması, onanıp onanmaması önemli değildi. Öyleyse peşinden gitmeliydik bu “deliliğin”, öyle de oldu. Peşinden gittiğimiz şeyin kendimiz olduğunu, ideallerimiz olduğunu, bunun örneğin sadece “dayanışma” olarak adlandırılamayacağını zaman içerisinde görüp anlamış olduk.

“Dışarıda Deli Dalgalar”; ülkemiz hapishanelerinde bulunan siyasi tutuklularla dayanışmak amacıyla oluşturulmuş bir vatandaş inisiyatifidir.

2008 Şubat ayında çalışmalarına başlamıştır. Kurumlaşmak ve yaptığı işi siyasallaştırmak gibi bir hedefi yoktur. Hapishanelerle ilgili tüm kurum ve kesimlere eşit mesafede durarak ve dayanışmayı hedefleyerek, hapishanelerdeki sorunlar ve tecrit sistemi karşısında toplumsal mücadeleyi geliştirmeyi amaçlayarak, kendi bileşenini tüm demokratik kişi ve kesimlere açık tutarak, herhangi bir politik çizgi tasarrufuna ve ağırlığına izin vermeksizin, merkezinde hapishaneler sorununun bulunduğu, Dışarıda Deli Dalgalar’a has dostluk, kardeşlik ve arkadaşlık kültürünü tesis ederek, “başkaları” için değil, “kendimiz” için bir araya gelmeyi, kendimiz için bir manevi ve vicdani alan yaratmayı temel alarak, “içerdekilerin” sesi olmayı yaşam duruşunun ana rengi haline getiren bir çalışma ve buluşma deneyimidir.

Dışarıda Deli Dalgalar, ayda bir kez buluşmalar düzenleyerek bir araya gelmekte, kendi gücüne dayanarak oluşturduğu mütevazı fonla “içerdekilere” kitap, kırtasiye ve mektup yollamakta, çeşitli ihtiyaçlara cevap olmaya çalışmakta, bu yolla onları şaşırtmanın moral ve manevi önemini bilerek tüm tutsaklara düzenli ulaşmayı hedeflemektedir. Şimdiye dek üçü kamp,13 buluşma gerçekleştirilmiş olup, içerdeki 850 arkadaşımıza yaklaşık 2800 kitap ve dergi gönderilmiştir. Dayanışma Ağı’ndaki dostlarımızla birlikte geçtiğimiz 19 Aralık’ta ülkemiz insanlık tarihinin yüz karası 19 Aralık Operasyonunu lanetlemek üzere, içerdeki arkadaşlarımızın mektup, kartpostal, fotoğraf ve resimlerinden oluşan bir sergi düzenlenmiştir. Yine yılbaşında sitemize kayıtlı 260 üyemizin katılımıyla cezaevlerine dönük kartlar ve fotoğrafçı arkadaşlarımızın kendilerinin çektikleri fotoğraflardan seçkiler gönderme kampanyası düzenlenmiş, hunisini kapan herhangi bir delinin içerdeki herhangi birimizle temas kurması üzerinden kampanya 1 hafta boyunca yürütülmüştür.

Dışarıda Deli Dalgalar, çalışmalarındaki nihai hedefini, “Ya siz buraya, ya biz oraya!” sloganıyla özetler. Dışarıda Deli Dalgalar cezaevleri merkezli bir çalışmadır. Ancak cezaevlerinde bulunanların sesi olmak, çalışmasının ana felsefesini oluşturur. Topluma cezaevlerinde yaşanan sorunları ve hak ihlallerini kendimizi “aracı” kılarak anlatmak değil, doğrudan içerdekilerin anlatmasını sağlamak, onların “dışarıda” olan parçası, dışarıdaki sesi olmak birincil önceliğimizdir. Onların sesini duyurmanın, bu sesi topluma ulaştırmanın toplumda tecride karşı bilinç oluşturmak konusunda büyük önem taşıdığını düşünüyoruz. Çünkü tecrit, onların seslerinin dışarıya ve dolayısıyla insanlara ulaşmasını engellemek üzerine kurulu bir sistemdir. O zaman bu sistemi ve tecridi kırmak, onların yalnızlaşmasını engellemek, yeni dostlar, arkadaşlar edinebilmelerini sağlamak anlamına geliyor. F Tiplerinde hücrelerin buz gibi insansızlığına, insan sıcağını sızdırmak o duvarların yıkılması anlamına geliyor. Çat kapı gönderdiğimiz üç kitabın işlevi bu aslında. Zarfın üzerinde daha önce hiç tanımadığınız bir insanın adını gördüğünüzde yaşadığınız şaşkınlık ve sarsılma, peş peşe gelen sorular, içinizi ısıtan umutla kâğıda kaleme sarılma çoğalmanın ve hücre yalnızlığını kırmanın kapısını aralıyor. Birileri size, “Orada olduğunu biliyoruz. Senin varlığından haberdarız.” demiş oluyor ki, hücre koşullarında bunun anlamı çok büyük. Çünkü siyasi tutsakları tecrit sisteminde eritmek isteyenlerin, hücrelerin buz gibi duvarlarının ve insansızlığın diline başvurarak demek istedikleri şu; “Senin burada olduğunu kimse bilmiyor. Kimse, varlığından haberdar bile değil.” Bizim kitaplarımız, mektuplarımız, isimlerimiz, selamlarımız bunu boşa çıkarıyor işte. “Ne olursa olsun, hangi şart altında olursan ol, senin varlığından haberdarız. Senin sesini duymamızı engelleyemiyorlar, bak yine biz geldik.” demiş oluyoruz. Ve bu mesaj karşılığını buluyor. Kişiyi, insansızlık ve bir başınalık ortamında zamanın çürütücü yavaşlığıyla içine çekmek istedikleri anlamsızlık duygusu yok oluyor. “Anlam” yeniden üretiliyor, anlam tanımadığınız bir insanda karşılığını bulmuş, kendini üretmiş oluyor.

Üretim süreçlerindeki değişimlere paralel olarak yeni örgütlenmelerin, “mekân” bazlı olma zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Hayat hiç de belli bir mekâna bağlı olmayan, ama bir ana düşünceyi ve çalışmayı “ev” kabul eden yeni örgütlülüklere kapı aralayacaktır. Biz Dışarıda Deli Dalgalar olarak Şubat 2008’de TMMOB’da yaptığımız ilk toplantıda üç prensip etrafında bu çalışmayı başlattık. Bir; kurumlaşmayacak, iki; bu konuda ilgili tüm kurumlara eşit mesafede duracak, üç; yaptığımız işi siyasallaştırmayacaktık. 15 ayın sonunda geldiğimiz aşamada bu prensiplerde ısrarcı oluşumuzun, yaptığımız işin sürekliliğini sağladığına, iş yapma kapasitemizi artırdığına ve çoğaldığımıza tanık olduk. Belirlenen ihtiyaca karşılık düşen “iş”in, siyasallaştırıldığı takdirde örgütlenme sorunlarının altında ezildiğini, giderek yapılamaz hale geldiğini ve “kurum”un işin önüne geçtiğini görüyoruz. Biz kendimizce böyle bir tedbir almaya çalışarak esnek bir örgütlenmeyi ve daha kolektif bir tarzı esas aldık. Böylece belirlediğimiz “iş”i yapabiliyor oluşumuzu öne aldık. Yani sayıya, koşullara ve kişilere bakılmaksızın Dışarıda Deli Dalgalar yaptıkları işi yapabiliyor olmayı öne alacaklardı ve bunu başardık.

Dışarıda Deli Dalgalar’ın sitesinde içerdeki arkadaşlarımızın 300’den fazla mektubu var. Adresleriyle birlikte yayınlıyoruz. Bir ara onları sokağa çıkıp bildiri gibi dağıtmayı da düşündük. Onların kendileri tutsak edilebilirdi, ama sözleri edilemezdi. Bunu şimdilik yapmadık, çünkü bizim “kendileri” olduğumuza biraz daha inanmaları ve sözlerini bize daha büyük bir güvenle emanet etmeleri gerekiyor. O güne dek, yani bizim “içerdeki” yanımızın hiç körelmediğini içerdekiler anlayıncaya dek mektupları bildiri gibi dağıtmayacağız. Onları utangaçça ve fısıltıyla okuyacağız. Ama bir gün o mektupların içerdiği çığlık ayyuka çıktığında ellerimizde o mektup-bildiriler olacak. Gariptir, onlar da bunu biliyorlar. Yazıyorlar şimdi. Geçtiğimiz ay basına verdikleri “Yorumsuzdur; çünkü biz, yaşıyoruz hala!” başlığını taşıyan ve Tekirdağ F Tipi Hapishanesinden devrimci tutsaklar tarafından yazılmış mektup bunun örneğidir. “Biz yaşıyoruz hala!” belirlemesi insanın vicdanını derinden sarsacak ve kanatacak bir hatırlatmadır. Öncelikle bizlere hatırlatıyorlar hala yaşadıklarını…“Belki az çok tanıyorsunuz, belki de hiçbir fikriniz yok. Belki de yaşamınızın bir döneminde bizlerle kesişti yollarınız, belki bir arkadaşınızdan biliyorsunuz ya da bir akrabanızdan dolayı tanıyorsunuz bizleri.” diye hepimize seslenmişler mektupta. “Bu mektupla bir zincir oluşturmak istiyoruz” demişler tecrit sistemini kırmak için. Mektup-bildiri olayını başlatmışlar!

Bizim için iki büyülü imge var; Buluşma ve mektup!

“Buluşmalar”la başladı Dışarıda Deli Dalgalar ve hala da öyle devam ediyor. Buluştuğumuzda birbirimizin gözlerine bakmanın, birbirimizi dinlemenin bize iyi geldiğini fark ettik. Daha sık bir araya gelelim dedik, buluşma fikri böyle doğdu ve kendiliğinden gelişti. Konuştuğumuz konular gidip gelip cezaevlerine, içerde bıraktıklarımıza, yapılanlara, yapılamayanlara dayanıyordu. Hiçbir şey yetmiyordu, hiçbirimizin yaptıkları yetmiyordu. Yetmezlik hissi bizi boğuyordu. Bazılarımız boğazında bir yumruk, burnunun direğinde ince bir sızıyla dolaşmamak için artık, içerdekilerden bahsetmez olmuştu. Neredeyse, onları orada bırakıp çıkmış olmamızdan kaynaklı kocaman bir suçlular topluluğu gibi hissediyorduk kendimizi. Oradan çıkmış olmanın, gökyüzünü, ağaçları ve denizi onlarla paylaşamamanın suçluluğunu, burukluğunu yaşıyorduk. “Buluşmalar” bize iyi geldi. Birlikte sevinmek, birlikte üzülmek, içerdekilerden, arkadaşlarımızdan, kardeşlerimizden, yoldaşlarımızdan konuşmak, planlar yapmak, uygulamak iyi geldi. Daha basiti, içerden çıktıktan sonra birlikte şarkı söyleme zeminimizi kaybetmiştik. Bu zemini yeniden bulmak iyi geldi. Buluşmalar, bizim birlikte şarkı söyleme zeminimiz oldu. Şimdi bunun değerini biliyoruz. Sık sık birlikte “Bahça duvarından aşıyoruz” Biliyoruz ki yan havalandırmada çınlıyor bu ses. Biliyoruz ki birileri hapishane gecelerinin kör karanlığında pencereye çıkıp demir parmaklıklar ardında bizimle birlikte türkü söylüyor.

Mektuplarsa ayrı bir şenlik, ayrı bir büyülü buluşma… Mektup özeldir, karşınızdaki insana ne kadar değer verdiğinizi gösterir, oturursunuz vakit ayırırsınız yazarsınız, postaneye gidip sırada beklersiniz ve mektubunuzun adresine ulaşmasını beklersiniz sonra. Son derece kişiseldir mektup, kişisel bir zemindir. Birlikte oluşturursunuz o zemini. Emek verirsiniz, gelmediğinde posta kutunuzun dibinde umutsuzca ararsınız. İçinden kuru çiçekler, şiirler, fotoğraflar çıkar bazen... Duvarlara inat gülümseyen yüzler çıkar, umut çıkar, insan çıkar… Kara bulutlar, mavilikler, düşler, hayaller çıkar… Elinizde tuttuğunuzda zarfı açamadan elinizi titretendir kimi zaman… Kimi zaman saklanası olandır, parmak izinizdir, yüreğinizdir, geçmişinizdir, kimliğinizdir... Değerdir. Yazının usulca karşınızdakine dokunmasıdır, hele bir de el yazısıyla yazılmışsa bambaşka bir sıcaklık, yakınlık içerir. Gerçektir, sahicidir. Canlıdır... Mektup iki insan arasındaki en güzel köprü, en ışıklı patika, en hayalci nehirdir. Hele ki birbirine akan bu insanlar, bir zamanlar aynı tutsaklık koşullarını, aynı karavanayı, aynı tel örgülü gökyüzünü paylaşmışsa ya da yıllar ve yıllar boyu görüşlere gidip gelmişse, nizamiye kapılarında beklemişse… Mektup bütün bunlardır işte.

Biz dışarıda olanlar “buluşarak” ve onlara “mektup”lar yazarak…

Bu “yol”un yalnızlığı kıracağına, kalabalıklaşmaya götüreceğine ve o mekânlar yıkılacaksa, vatandaşın içerdekilere mektup yazmasıyla yıkılacağına inanıyoruz. “Sıradan” insanlar onlara yazmaya başladığında, hani “yıkılacak” diye meşhur slogan vardır ya, ancak böyle yıkılacağına inanıyoruz. İlginç bir yol ya da fikir olduğunu biliyoruz. Ya da “delice” mi? Evet, delice! Ama doğru yoldayız. 15 ayı geçmiş, her ay her ay toplanıyoruz. Hiç bıkmadık, hiç doymadık birbirimize, hiç azalmadı heyecanımız onların mektuplarını açıp okurken. Hep “az” geldi yaptıklarımız. Ama doyasıya ve tarifsiz bir mutluluğu yaşadık. Yeni dönemin böyle yüreğin, aklın rahat edeceği, zorlanımsız ama fedakârlığa, amatörlüğe dayanan örgütlenmelerle açılacağını düşünüyoruz. Belki de yüzlerce örneği çeşitli “buluşma”larla uç vermiş olan bu yeni örgütlenme modelleri, yeni “iş” yapma pratikleri üzerine düşünmek gerekiyor. “Sıradan”ın gücü üzerine düşünmek gerekiyor. Hayatla bağlar üzerine, hayatın içinden bir yerlerden başlamak üzerine düşünmek gerekiyor. “Dışarıda Deli Dalgalar” deneyimi, bu nedenle kendi özgünlüğü içinde önem taşıyor.

Biz insana değmek, onun yüreğine dokunmak dışında her şeyin geçici ve önemsiz olduğuna inanıyoruz. Dünyaya gelişimizde bir anlam aranacaksa, insanların yüreğindeki acıları bu dünya adına sarmak ve kendi acılarımızı onlarla paylaşmak dışında her şeyin biraz da “yalan” olduğuna inanıyoruz. Hayır, bilinen anlamda hümanist değiliz. İnsanın, insan kardeşleriyle ve özellikle ezilen ve sömürülen insan kardeşleriyle yani başka yüreklerle sahici bağlar kurmasının onu daha insan ettiğini düşünüyoruz. Solun ve sosyalizmin bunun en rafine hali olduğuna inanıyoruz. En idealist hali… İnsan yüreklerine değmeyen bir solu anlamamız güçleşiyor bu yüzden. Hayatın içinde bir yerlerden değil, ÜSTünden başlamayı reddediyoruz. Biz her zaman Bakkal Şenol amcayla aynı safta olduk. Onunla on yıl önce de bugün de en sıradan görünen, ama en sıra dışı işler yapabiliriz Hayat sağ olsun, Bakkal Şenol hiçbir zaman yüzünü öte yana döndürmedi. Daha geçenlerde “Vazgeçmeyin” dedi, Bakkal Şenol bizi seviyor. Yeter ki biz onu yok saymayalım. Nedime teyzenin her gün kahırla çocukları için didindiğini, biraz da umutsuz olduğunu, ama penceresinin önündeki iki saksı çiçeği sulamayı ihmal etmediğini, UMUT’un o iki saksı çiçekte olduğunu biliyoruz… Bakkal Şenol ve Nedime teyzeyle aynı mekânda yaşamanın kıvanç verici olduğunu, en ileri mevzinin onlarla aynı yerden hayatı üretmek olduğunu… Bu mevziyi kaybetmenin hayattan ve politikadan düşmek anlamına geldiğini… Bizlerin bir tür üst-insan olmadığımızı, sadece “toplumsal bilinç” sahibi olduğumuzu, onlarla hayatı birlikte üretmenin keyfini, doyumunu, mücadelesini yitirdiğimiz oranda totaliter, otoriter bir hayat duruşunu kültürleştirdiğimizi, sahip olduğumuz “toplumsal bilinç”in sadece daha fazla emek ve sorumluluk anlamına geldiğini… En “ileri” ve en yararlı politikanın sahicilik üzerinden gelişebileceğini, sahiciliğin HAYAT demek olduğunu… biliyoruz!

Yani “tecrit” dediğimiz olgu bu kadar kapsamlı politik, felsefik boyutlar taşıyan bir mevzu bizce. Kendileri hayattan “tecrit” olmuş olanların “tecrit”i kırmaları zor. Böyle bir güçlerinin olması beklenemez. Dolayısıyla tecrit konusuna, önemli bir ideolojik, politik mesele olarak da bakılmalı. Sadece cezaevleri meselesine indirgendiğinde çözümsüz kalınması işten bile değil. Tecrit ve tecrit sistemine karşı mücadele konusu solun mevcut durumu ve duruşunun hangi ideolojik, politik, felsefik açmazlar taşıdığı ve bunların nasıl aşılacağı konusuyla birlikte ele alınmadıkça, çerçevesini egemenlerin çizdiği düzlemde tartışılmak durumunda kalınır ki, bu da bizi başarısızlığa götürür. Tecrit, solun tecridinden güç alan bir sistem ve uygulamadır. Ve ancak solun tecridi sorunuyla birlikte ele alındığında gerçekçi çözümler üretilebilecektir. Israrla uygulanmaya ve derinleştirilmeye devam edilen tecrit sisteminin, tek tek bizlerin duruşlarına kadar güç aldığı bir zemin vardır. Kendi duruşlarımızda tecridi aşmak ve hayatı devrimci coşkuyla üretmek tecride karşı mücadelede en sonuç alıcı politik tarz olabilir.

Ve bu durakta son söz…

Dışarıda Deli Dalgaların İçerideki Deli Dalgalara mektubu:






Merhaba can,


Bir kere daha kapını çaldık. Ve o duvarların kıyısına vurduk dışarda deli dalgalar olarak…
Biz yoldaşların, arkadaşların, kardeşlerin…

Senin o duvarların ardında olduğunu bilen, seni seven, özleyen…

Biz… Bir zamanlar o duvarların ardında günleri aylara, ayları yıllara ekleyerek kalmış ya da hiç kalmamış, hatta önünden geçmemiş… Ama şimdi demir parmaklıkların ardında nefes alıp veren… Yüreği, mavi düşlere salınmış uçurtmalar gibi sizin havalandırmada, hücrede atan… Özgürlüğün her zaman için çoğul olduğunu bilecek kadar özgür...

Duyduk ki uzun zamandır sizi kimse şaşırtmıyormuş! Biz de sürpriz yapıp sizi şaşırtalım dedik… Ama yanlış anlamayın, bunu esasen sizin için değil, kendimiz için yapıyoruz. Bize iyi geliyor… En çok kendimizi sevindiriyoruz.

Bir de, ne yalan söyleyelim, deliyiz biraz. “Bir vatandaş inisiyatifi oluşturalım, hunisini kapan gelsin, bizim içerdeki delileri şaşırtalım..” dedik. Ne de olsa delilik usluluktan yeğdir… “Delilik başka dünyaların mevcudiyetinin ilanıdır… Deli hep başkasıdır…” demiş Mavi filozof… “Akıl ise soğuk ve işbirlikçidir.” Biz soğuk ve işbirlikçi olamadık. İtiraz parmağımız havada daha.. Onlara, -egemen olan, baskıcı olan, haksız olan tüm onlara- “kayba yazın bizi!” demişiz bir kere. Siz de öyle demişsiniz ki, ordasınız. Yani siz içeride, biz dışarıda deli dalgalarız. Gayrı vuralım birbirimizin kıyılarına…

Biz mütemadiyen çalacağız kapılarınızı bundan böyle. İkişer üçer kitapla, birer fotoğrafla, sıcak selamlarımızla. Orada olduğunuz sürece çekeceksiniz bizi, çareniz yok. Biz kendi aramızda karınca kararınca para toplayıp kitap alıyoruz size, kurum değiliz, yayınevi falan da değiliz… “Sıradan” olanın gücüyle her şeyin yapılabileceğine inananlardanız. Bir de ayda bir kez yan yana geliyoruz ki, (sizi ve mektuplarınızı bahane edip) türküler söyleyip halaylar çekiyoruz sayenizde… Daha ne isteriz. Bazılarınız “Siz kimsiniz, fotoğraf gönderin” demekte. Yüzümüz yok bizim, kırk kişiyiz sadece… Fotoğrafımız sizlerin bize yazdıkları… Fotoğrafımız, senin aynaya baktığında gördüğün… Bir zamanlar oradaydı bazılarımız, ne yazık ki sen orada olduğun sürece kendini orada hissedecek kırkımız..

Bir mektubun değerini çok iyi biliyoruz, o mazgal açıldığında verilen mektubun hücreye getirdiklerini de… Çatlak bir duvar parçasında biten cılız bir otun ne demek olduğunu, her duvarın çatlayacağını da biliyoruz.. Kapı açıldığında kapının önünde bulacaksın bizi, daha ne diyelim… Sana benziyoruz aslında… Acılardan geliyoruz, ama gülümseyerek…

Mavi düşlerimizin hiç solmaması dileğiyle….

Coşkulu selamlarımızla… Umutla dirençli kal can… / Dışarda deli dalgalar.

Cezaevi Mektupları

Mektuplar

Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:

Etkinlik Takvimi

şubat 2012
  1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29  

Fuarlar
Toplantılar
Konserler
Festivaller
Kültür&Sanat
DeliDalgalar Buluşması

Videolar

Yeni eklenen Videolar
Cayan Demirel - 5 No'lu Cezaevi (Belgesel film)

Cayan Demirel - 5 No'lu Cezaevi (Belgesel film)

Resim Galerisi

.::DeliDalgalar:.




Haberlerimizi RSS kullanarak yayınlayabilirsiniz.

Yorumlar yazarların sorumluluğu altındadır,
geri kalan her şey © 2009 - 2012 by www.delidalgalar.com

NDeezign.com